• Zal Şengal Yoldaşımız Şehadete Ulaşmıştır
  • Girê Sor Şehitlerimizi Saygıyla Anıyoruz
  • Avaşîn Direnişinin Öncü Militanlarından Baz Yoldaşımız Şehadete Ulaşmıştır
 
 

Malpera Fermî ya Şehîdan

PKK İnternet Sitesi

PAJK İnternet Sitesi

Gerilla TV

YJASTAR Sitesi

 

aliser zarife_kocgiriNasıl başlayıp da insanlarımızı incitmeyelim, nereden başlayıp da meramımızı anlatalım, en zor olanı da, nasıl  “bu da oluyormuş demek” diye içimizden geçirip, derinden bir acı duyumsayarak, yaşamın akışına kendimizi kaptırarak nefes almayı kabul edelim?

Tarihinden kopartılan insanlar; acılarını unutan, düşmanına sevdalanıp peşinden sürüklenen,  ana  ve atalarımızın son sözlerini unutan evlatları olarak nasıl yaşama evet diyoruz? Halimizin binbeter olduğu, ekmek parasına kendi kutsal bedenimizi peşkeş çektiğimiz; ölüm gelirse şereflisinden olsun, kahpelik makamına aşina değil yüreğimiz diyen ana ve atalarımız tarafından büyütülmüş bizler nasıl olur da kendi öz topraklarımızı rahatlıkla bırakıp, şehirlerde hem de özgür yaşadığımızı düşünecek kadar unutkan olarak yaşamayı kabul edebiliyoruz?

Koçgîrîli olmak her zaman onur vericidir, eğer geçmişini bilen ve sadık kalarak yaşamasını biliyorsak. Gel gör ki, Türkiye şehirlerine taşırılmış ve bu şehrin en mahrem köşelerinde bir döngüye tutturulmuş olarak ekmek derdine düşmüş halde yaşamak yaşam olmasa gerek.

Ölüm,  ruhun bir bedenden başka bir beden veya canlıya geçmesidir. Yoksa kayboluş yoktur. Ama eğer bildik anlamda ölümden bahsedeceksek,  asıl ölüm unutmakla başlayan ve en nihayetinde başkalaşmış olmanın adı olmaktadır.

Hani çok karışık olmasın diye, örneklersek daha iyi anlaşılır umuduyla, şöyle bir olay anlatalım: Diyelim ki Koçgîrî gibi bir coğrafyada, Koçgîrî aşiretinin en büyük boylarından birisi olan İbanlar'ın da içinde yer aldığı Maden diye bir köyümüz olsun ve onun üyeleri tarafından köylerini tanıtım sitesi açılmış olsun. Kızılbaş olan bu aşiret inancı gereği Hak, Muhammed, Ali düsturundan öte islamiyetin sünni yorumuyla mesafeli olmuş ve Sünni devlet tarafından hep baskılara maruz kalmış, 1921 yılında Katliamdan geçirilmiş, kalanları  yokluktan, baskılardan ve toplumsal bağların zayıflamasından dolayı şehirlere göç etmiş olsun.

Peki, bu köy tanıtım sitesinin ana sayfasına baktığınızda Atatürk'ün resmi ve Saidi Nursî'nin sözlerini görürseniz siz olsanız ne düşünür ve ne hissederdiniz? Eğer biraz tarih bilinciniz varsa, biraz da insanlık onurundan pay almaya çabalıyorsanız, bu durum karşısında ne yapardınız?

Koçgîrî'de 1921 yılında Türk ordu güçleri tarafından Koçgîrîlere yönelik katliam yapıldığında, bu ordunun komutanı olan Sakallı Nurettin Paşa emirlerini Atatürk'ten alır, yani ona bağlıdır.  İkincisi, Saidi Nursî ya da Saidi Kurdî Kürt olsa bile en nihayetinde Kızılbaş Kürtlerine karşı pek de olumlu bir duruş içinde olmayan bir dini önderdir. Peki, nasıl oluyor da bu iki önder bu sitede yer alabiliyor?

Belirttiğimiz gibi, nasıl anlatsak da insanlarımızı incitmesek, derinden özlemini duyduğumuz o coğrafyanın kutsallıklarına halel getirilirken çaresizce uzaktan seyirci olmamak için ne yapsak ve elimizden gelse o insanları tek tek ziyaret edip,  “sizler Alîşan  ve Haydar beyin öz akrabalarısınız, sizler Alîşêr ve Zarife'nin can yoldaşlarının torunlarısınız, pirimiz Seyit Rıza'nın dar ağacında “gözlerim açık gitmeyecek, bu coğrafyada her ağaç altında bir Rızo var,”sözündeki o Rızo'lardan  biri de sizlersiniz; Zarife ve Besê'nin öz evlatlarısınız, geçmişinizi nasıl da unutmuşsunuz,  başkalaşmışsınız, haberiniz var mı? Aslında sizler kendinizi öldürmüşsünüz,” diyebilsek.

Karamsar bir tablo çizmek değil amacımız. Şunu anlatmak istiyoruz: Kürt ve Kızılbaş olmak, hele hele Koçgîrîli ve Dersîmli olmak, günümüzde Türk-islam sentezi temelinde örgütlendirilmiş devlet ve onun dini cemaatleri karşısında ayakta kalmak için çok büyük bir öze dönüş, öz kimliğini güçlü sahiplenişi gerekli kılmaktadır. Bu da ancak değişik adlar altında ama mutlaka bir araya gelmemizi sağlayacak örgütler kurmakla mümkündür. Yan yana gelmeliyiz, birbirimizi tanımalı, sahiplenmeli, öz kimliğimizle yaşama cesaret etmeliyiz ki, geçmiş acılarımızı biraz da olsa hafifletebilelim ve daha özgür ve eşit bir toplumsal yaşamın kurulmasında emek sahibi olalım. Yoksa var olan değerlerimizin nasıl da heba edildiğini ve pazara sunulduğunu, kültürümüzün nasıl da yozlaştırılmaya açık hale getirildiğini en son Cami-cemevi-aşevi projesinde net olarak gördük.

Toprağımızdan kopartılırken aslında kalbimizin sökülüp alındığının farkında değildik. Şimdi bunun farkındayız. Şehirlerden kopmak zor geliyorsa, ana topraklarımız bize yabancı geliyorsa artık, bilinmeli ki, biz artık başkalarına aitiz. Biz artık Ankaralı, Bursalı, İstanbullu, Eskişehirli, Balıkesirli ve daha nice sürgün yaşadığımız şehirlerin öz mahkumlarıyız. Ve dünyaya getirdiğimiz her bir kız ve erkek çocuğun bize ait olmadığını, en nihayetinde bizleri katliamdan geçiren bu sisteme verilmiş kurbanlar olduğunu da yüreğimizin bir yerlerine kazımalıyız.

Bunlar var olan ve görülen gerçekler olmakla birlikte, kendi özüne dönüş çabalarını da görmek insanı biraz daha umutlu kılıyor. En son TV 10 kanalında Cihan Çelik'in program yapmaya başlaması ve verdiği mesajlar, aslında bu sorunların görüldüğünü ve bunun çözümü için çaba içinde olduğunu gösteriyor. Bu ve benzeri çabalarla hem birbirimizi tanıyacağız, hem yan yana gelmek için heyecan duyacağız, hem de yalnız olmadığımızı, yanı başımızda verilen demokratik ulus mücadelesinin bir parçasının da bizlerin olması gerektiği gerçeğini daha iyi anlayacağız. Ve giderek düşmanlarımızı tanıyacak, dostlarımızın da aslında ne kadar yakınımızda, yanı başımızda olduğunu göreceğiz. Ve şunun gerçekliğine varacağız: Yanımızda ve yanında olmamız gereken dostlarımız HDP çatısı altında bir araya gelmişler ve bizi bekliyorlar!

Cafer Dîlan KOÇGÎRÎ