• Zal Şengal Yoldaşımız Şehadete Ulaşmıştır
  • Girê Sor Şehitlerimizi Saygıyla Anıyoruz
  • Avaşîn Direnişinin Öncü Militanlarından Baz Yoldaşımız Şehadete Ulaşmıştır
 
 

Malpera Fermî ya Şehîdan

PKK İnternet Sitesi

PAJK İnternet Sitesi

Gerilla TV

YJASTAR Sitesi

 

milliyetcilik 2Milliyetçilik gerçekten hastalıklı bir ruhsal duruştur.

Milliyetçilik bir hastalıktır. Bu dünyaya kimse kimseden üstün gelmemiştir. Tabiat’a herkes hür doğar. Eşitsizlikler, adaletsizlikler, zulüm ve baskılar hep sonra gelişen inşalardır. İnsan eliyle inşa edildikleri için insan eliyle yeniden doğru temellerde oluşturulabilirler.

“Bilimsel zihniyetin aydınlattığı toplumu milliyetçilik tekrar din gibi karartmaya başladı. 19. ve 20. yüzyılın milliyetçilikle yüklü zihniyeti, kutsal savaş anlayışı gibi toplumları her tür şiddet ve savaşa kaldırmaya en elverişli meşruiyet aracı rolü oynadı. 17. ve 18. yüzyıllar nasıl yoğunlukla ulusların doğuş yılları ise, 19. ve 20. yüzyıllar da milliyetçiliğin şahlandığı dönem oldu. Devlet iktidarının en zirvesine ikinci dünya savaşında ulaşan milliyetçilik çağı, yol açtığı yıkımla kapitalizmin genel ve sonul krizinin de başlangıcı oldu.”

Milliyetçilik: her ne kadar Türkiye’de özelde de yeni Osmancılar bunun tersini söyleseler de, dünyanın her yerinde milliyetçiliktir. Ve lanetlenir. Milliyetçiliğin Avrupa’da nasıl bir yıkıma yol açtığı bizler en bariz bir şekilde Alman Nazi rejiminde gördük. Milyonlarca insanın katledilişinden biliyoruz.

“Milliyetçilik toplumun alt katlarını afyonlamak için iktidar odaklarının dört elle sarıldıkları, yeni “böl ve yönet” dininin stratejik aracıdır. Pozitivizm, laiklik, kaba materyalizm ve bilimcilik gibi ideolojik araçların hem doğurdukları sorunları hem de yetersizlikleri gidermek için kapitalist modernitenin onsuz edemeyeceği en etkili ideolojik aracıdır. Her şeyden önce ulus-devletin tek etkili dinidir.

Her uygarlık çağının kendine göre etkili inançları vardır. Onlar olmadan adım atamazlar. Milliyetçilik modernitenin en etkili inanç kalıbıdır. İnşası son derece basittir. Ulusu oluşturan her faktörü inanç kutsalı haline getireceksin. Tüm okul, kışla, cami, kilise, aile ve diğer cemiyet faaliyetlerinde namusla özdeş kılarak, en duyarsız bireyi bile heyecanlandırıp, saldırgan kılacak kadar işleyeceksin…”

“Tarih boyunca demokratik ve yoksul sosyal kesimler mücadelelerinde “yanlış at”a oynadılar. Düşmanlarının sadece düşmanlarının silahlarını kullanarak yeneceğini sandılar. Kendi özgürlükçü, eşitlikçi ve demokratik karakterli yapılarına uygun silahlar geliştiremediler. Geliştirseler bile başarı veya başarısızlıkları halinde, kolayca vazgeçtiler. Rakiplerinin daha gelişkin silahları kolaylarına gitti. Sadece askeri teknik ve araçlarını değil, tanrı inşalarından, kılık kıyafetlerine, mimarilerinden akıl tarzlarına, sömürü biçimlerinden iktidar kurgulamalarına kadar daha önce tesis edilmiş uygarlık zihniyet kurumlarını olduğu gibi devraldılar veya içinde eriyip, onlarlaştılar.

Özüne dönecek olursak, kapitalist modernist kültürünün toplumları tuzağa çekme, tuzağa almalarında en etkili silahlarından birisi dediğimiz gibi milliyetçiliktir. Milliyetçilik ise tekçiliktir. Tekçilik biliniyor renksizliktir. Tahammülsüzlüktür. Hoşgörülüsüzlüktür. Tekçilik, baskıdır, zulümdür, zorbalıktır. Tekçilik, kendine sevdalanmışlıktır, egoizmdir, narsizmdir. Evet, tekçilik her türden yaşam gerçekliğiyle, tabiatla göbek bağını kopartmaktır. Unutulmamalıdır ki doğanın kendi renkleriyle göbek bağı kopartılmışsa orada yaşanacak olan hızla bir baş aşağıya gidiştir. Çöküştür. Ahlaken dibe vuruştur.

İşte bunun için öncelikle yapılması gereken, düşman bellediğimiz güçlerin silahlarıyla savaşmaya son vermeliyiz. Onlar millet, tek devlet, tek bayrak diyorsa, biz tersini yapmalıyız. Onlar ırkçılık diyorlarsa, biz geneli kapsayan halkların kardeşliğini esas almalıyız. Onlar iktidar diyorlar ise, biz özgürlük ve demokrasi demeliyiz. Onlar savaş diyorlar ise biz barış ve öz savunmaya dayalı meşru savunma demeliyiz. Onlar devlet diyorlar ise, biz halkların demokrasisini inşa edecek olan Demokratik Konfederal yapılar demeliyiz. Onlar özel mülkiyetçi yaklaşıyorlarsa, biz komünal yaklaşarak yeniden ahlaki temellere oturmuş bir toplum demeliyiz.

Şimdi yeniden soralım; ayrımcılığı, milliyetçiliği, ırkçılığı, dinciliği, mezhepçiliği, bölgeciliği, parçacılığı yapan kimlerdir?

Kasım Engin