• Zal Şengal Yoldaşımız Şehadete Ulaşmıştır
  • Girê Sor Şehitlerimizi Saygıyla Anıyoruz
  • Avaşîn Direnişinin Öncü Militanlarından Baz Yoldaşımız Şehadete Ulaşmıştır
 
 

Malpera Fermî ya Şehîdan

PKK İnternet Sitesi

PAJK İnternet Sitesi

Gerilla TV

YJASTAR Sitesi

 

apocularheryerde gençlikPKK kendisi bir gençlik hareketi olarak doğdu. Bu dinamizminden dolayı, özgürlükçü yanlarından ve arayışlarından dolayı yine paylaşımcı ve kolektifinkilerinden dolayı esasta toplumun motoru, Kürdistan gerçekliğinde gençlik oldu.

Esasta salt Kürdistan değil tüm dünya devrimlerinde böyle. Portekiz’e bakalım. Yeni Gine’nin lideri kimdir. Amilgar Cabral’dır. Bunlar gençtir. Ho Chi Min, Vietnam lideri Fransa’da komünist partiyle tanışması gençken oluyor. Fidel Kastro ve Che öğrenci gençlik ve aydındırlar. Bunlar tesadüf değildir. Bu dünyanın her yerinde ilk devrimci oluşumlarda her zaman neredeyse istisnasız olarak öncülük rolünü gençlik üstlenmiştir.

Bedelleri her zaman olmuştur. Bir Türkiye devrimci hareketinin liderlerinin ya da öncülerinin yaşam öyküleri bugün bile bizi sarıyor. Mahir Çayan ve yoldaşları, Sinan Cemgil ve silah arkadaşları, Deniz, Hüseyin ve Yusuf idam sehpalarında 24 yaşlarında sallandırıldılar. Bir İbrahim Kaypakkaya gencecik ömrüne ve ağır yaralı olmasına rağmen büyük işkenceler sonucu şahadet tacını giymiştir.

Özcesi bedelleri ağır olan özgürlük yürüyüşlerini genelde dünyanın farklı yerlerinde de gençlik öncülük etmiş, ediyor ve gelecekte de edecektir.

Kürdistan'da da durum farklı değildir. Bir farkla dünyanın çeşitli yerlerinde yaşanan tarihler bilinmektedir. Kürdistan yüz yıllarca hep baskı altında tutulmasından özelde de son yüz yıl boyunca yoğun bir fiziki ve kültürel soykırıma tabi tutulduğu için az olan tarihi verileri de silinip yakılmıştır. Yakılmayanlar ise saklanmıştır, gizlenmiştir. Arşivlerin üstü adeta betonlanmıştır.

Evet, bunun için Kürdistan tarihinin derinlerine inerek gençliğin rolünü verilere dayandırarak yazmak zordur. Hatta yer yer imkansızdır. Gençliğin Kürdistan tarihindeki rolünü somut verilerle verebilmek için öncelikli olarak sözlü destanların dilini bir bir çözmek gerekiyor. Dilini çözmek demek yorumlamak demektir. Böyle bir çalışma şimdilik ortada duruyor. Tarihçiler, dil bilimciler ve belki de edebiyatçılar bu işe bir gün el atarlar. Ancak kendi geçmişini araştıran ve araştırarak kendisi için sonuçlar çıkarmak isteyen gençlik öncelikli olarak böyle bir çalışmaya başvurması ya da başlaması çok anlamlı olabilir.

Biz Kürdistan tarihinin derinliklerine gitmeyeceğiz. Çünkü dediğimiz gibi ellimizde veriler sınırlıdır. Var olan sınırlı bilgiler üzerinde Kürdistan gençliğine dönük birkaç söz söylemek istiyoruz.

Tarihte Kürdistan gençliğinin rolü üzerine dururken öncelikli olarak unutmamalıyız ki 1800’ci yüz yıl Kürt'ler için boydan boya direniş ve isyanlar demekti. Bu direniş ve isyanlarda on binlerce insanımız yaşamını yitirmiştir. Yaşamlarını yitirenlerin ağırlıklı olarak gençlerden oluştuğunu söylemek kahinlik olmayacaktır. Düşman güçlerine direnişin ön cephelerinde ölümü kahramanca göğüsleyenler genç yürekler olduğu kesindir.

Tam yüz yıl süren direniş ve isyanlar tamamen yenilgilerle sonuçlanmışlardır. 19. yy.ın sonlarına geldiğimizde direniş ve isyanlarda yenilenlerin evlatlarının birçoğunu İstanbul’a yani Babıali’ye getireceklerdir. Direnişler ve isyanlar bastırılmış olsalar bile her zaman tehlike arz ederler. Çünkü genç yürekler kolay kolay baskıya zora, tahakküme gelmezler. Bu ise her zaman egemenler ve jerontokratlar için tehlike demektir. Bunun için bu gençliğin denetime almaları gerekiyor.

Kürt gençliğine yapılacak olanda bu denetime alma durumudur. Önde gelen ancak direniş ve isyanlarda bastırılmış olanların çocuklarını ve gençlerini bir nevi rehin statüsü de dahil alarak kendi okullarına alacaklardır. Bu okullardan en iyi bilineni 1892 yılında kurulan Aşiret Mektepleridir.

4 Ekim 1892 tarihinde, Aşiret Mektepleri resmi olarak açılır. Bir yazar:“Aşiret Mektebi’nin Arap aşiretlerinin çocukları için açıldığı sıkça vurgulanmıştır. Zaten mektebin hazırlanmış olan ilk nizamnamesinin birinci maddesinde de“Aşiret-i Urban etfalinin talim ve terbiyesine mahsus olmak üzere” şeklindeki ifadenin bulunması, mektebin açılmasındaki asıl hedefin Arap aşiretleri olduğunu bize göstermektedir. Diyarbekir dışında, Kürt coğrafyasında bulunan aşiretler bu mektebin kapsamı içerisine alınmamıştır” dese de; biz bizatihi Nuri Dersimi’nin hatıralarından biliyoruz ki, Kürtlerin önde gelenlerinin çocukları bu okullarda okutulmuşlardır. Hem de Hamidiye Alaylarında yer alan, komutanlık yapan birçok Kürt ileri geleni adeta dayatarak çocuklarını başlangıçta bu yeni açılan mekteplere göndermek istemişlerdir. Nitekim süreçle çok sayıda böyle Kürt eliti, çocuklarını bu okullara göndermişlerdir.

Aşiret Mektepleri’nde hocalık yapmış olan Selim Sırrı Tarcan anılarında: “Kısmetimde Aşiret mektebinde hocalık yapmak da varmış! Bu okul (…) tahsil yurdundan ziyade ıslahhane idi. Ekseriya isyan halinde bulunan, derebeylik hayatının çerçevesi içinde yaşayan Arap, Kürt, Dürzi aşiret beylerinin çocukları güya burada terbiye görecek ve medenileşeceklerdi. On sekiz ile yirmi beş yaşları arasında bulunan bu delikanlılara Teğmen rütbesi verilmiş ve göz boyamak için de ‘Yaveranı hazreti şehriyari’ sınıfına dahil edilmişlerdi. Kabataş’ta, Çifte Konaklar’da bulunan Aşiret Mektebi aşiret hayatının devamından başka bir şey değildi. Talimatname, duvarda asılı kalmıştı! O kadar ki, bir gün dövüş sırasında öğretmenlerden biri bile ölmüştü! İşte Müşir Zeki Paşa beni böyle bir tahsil ve terbiye müessesesine (!) mürebbi yapmıştı. Hiç unutmam, Müdür Kolağası Kamil Bey’in ilk sözü: ‘Oğlum, bunlar aşiret değil haşerat!’ demek olmuştu.’ Okul müdürünüzün size haşerat diye baktığı bir okulda, (ıslahhane mi demeliydim?) kardeşliği öğrenme şansınız var mıdır? Kök ve gövde olma ayrıcalığını kendisine saklayıp size dal ve yaprak olma eşitliğini önerenlere siz güvenir miydiniz? Görünen o ki, Aşiret Mektebi’nin Arnavut, Arap ve Kürt öğrencileri güvenmemeyi tercih ettiler” diye yazmıştır.

Evet, Osmanlı gelecekte kendileri için tehlikeli olabilecek gençleri fethetmek için İstanbul’a çekecektir. Burada eğitmeye çalışacaktır. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi düşmanların istediği çizgiye getiremedikleri de vardır. Nuri Dersimi onlardan bir tanesidir.

Genel bir doğru olarak şunu peşinen söylemek gerekiyor. Kendi kültürüyle buluşmayan kişiler, toplulukların kesinlikle kendilerine hayrı olmazlar. Kendi kültürüyle kendisiyle sağlıklı buluşamamış kişilikler, topluluklar başka halklarla da sağlıklı ilişki kuramazlar. Kendi topraklarından uzak bir birey kesinlikle kendi köklerinden koparılmıştır. Kendi köklerinden koparılmış bir birey esasta kendi içerisinde parçalanmıştır. Parçalanmış kişilik nedir? Duygusallıktır, tepkiselliktir, küçüklük kompleksidir, sistemleşemeyen bir kişiliktir ve farklı farklı hastalıkların yaşanması demektir. Böyle bir bireyin başka kültürlerle buluşması, topluma sağlıklı katılması mümkün müdür? Sen istediğin kadar başka kültürler içerisinde yaşa ve başka kültürleri özümsediğini söyle, ortaya çıkacak şey sadece bir yapmacıklıktır. Suni bir ilişkidir. Başka kültürü özümseyebilmek için bile bireyin kişiliğinin sağlam bir yapıya oturabilmesi gerekiyor.

Böyle olduğu için zaten birçok genç ayak uyduramayarak bu okullarda ayrılacaktır. Ancak kimisi ise bu okullarda Osmanlının çok iyi birer memuru ve devlet adamı olacaktır. Örneğin daha sonra Türkiye’nin sözde saygın tarihçilerinden olacak olanlardan bir tanesi Baban ailesinden olup ta daha sonraları Türkiye cumhuriyeti devletinde Anayasa Prof. olacak olan Babanzade İ. Hakkı’dır.

Yine bir kesim genç ise ne böyle erkenden tepki duyarak geri çekilecek ne de Osmanlının adamı olacaktır. Bir kısım genç bu okullarda aldıkları eğitimle kendi ülke gerçekliğini görerek Kürtlüğe adım atacaklardır. Buralarda tüm asimile ve entegrasyon çabalarına rağmen kendi ülkesi için birşeyler çıkarmaya çalışacaklardır.

1900 yılının ilk yıllarında az da olsa esen demokrasi ya da kendi olma rüzgarını Kürtlerde fırsat bilerek onlarca dernekler kuracaklardır. Bu derneklerin birçoğuna öncülük edecek olanların başını gençler daha doğrusu aydın gençler çekecektir.

Bu derneklerden gençlerin çok aktif içlerinde yer aldıkları: Cıvata Talebeyi Kurda (Hevi) derneğidir.

Cıvata Talebeyi Kurda (Hevi) 1912’de İstanbul’da kurulur. Kurucuları Zınar Silopi, Ömer Cemil, Van Milletvekili Cemil Beyin oğlu Fuat Temo, Memduh Selim Bey’dir.

Bize tuhaf gelebilir ama o yıllarda bu gençlik derneği üç tane farklı isimlerde, farklı içeriklerde ve farklı dillerde dergi çıkartacaklardır.

Örneğin bu cemiyetin yayın organının adı Yekbun’dur. Yine Hatewi Kurd yani Kürtlerin Geleceği diye başka bir dergileri de vardır. Bu dergi hem Kurmanci, hem Soranice, hem de Türkçe yayın yapıyor. Yine cemiyetin Kurd Teavun ve Terakki diye bir de gazeteleri vardır.

Süleymaniyeli Abdülkerim Bey, 1913’te bu cemiyet bünyesinde Roja Kurd ve yarı Türkçe olan Jin dergisini çıkartır. Jin dergisinin Türkçe bölümüne yazanlar ise Anayasa Prof. Babanzade İ. Hakkı, Vanlı Memduh Selim, Bitlisli Ziya Bey’dir.

Dikkat edelim sözünü ettiğimiz çalışmalar yüz yıl önce olan çalışmalardır. Yukarıda ismi geçen Kürt genç aydınlarının birçoğu ileri de gelişecek olan direniş süreçlerine de katılacaklardır.

Örneğin bir Nuri Dersimi, Koçgiri’de Kürdistan Teali Cemiyeti’nin (Kürdistan Yükselme Derneği), şubesini kuranlar arasında yerini alacaktır. Kurulan toplam 19 şubesinin de öncülüğünü genelde aydın gençler yapacaklardır.

1920’lerden sonra gelişen direnişlerin çoğuna yine gençler damgalarını vuracaklardır.

Cibranlı Xalıt Azadi örgütünün kurucu önderlerindendir. Daha önce Hamidiye Alaylarında komutanlık yapmış bir kişidir.

Aydın gençliğin Kürdistan tarihinde damgasını belirgin vurduğu bir oluşumda Xoybûn oluşumudur. Hiç şüphe yoktur ki bu oluşumda ileri tecrübeleriyle yaşlı olan Kürt, Ermeni, Asuri aydınlarda bulunmaktadır.

Kürtlerde direniş öncesinin en kapsamlı örgütlülüğü Xoybûn Cemiyeti, 1927’de Lübnan’da kurulur. Dört parçanın Kürtlerini de içine alır. Üyeleri arasında Kürt aristokrasisinin öncü kişilikleri ağırlıkta olsa da kadınlar, öğrenciler, köylüler, işçiler de yer almaktadır. Kürt Teali Cemiyeti, Teşkilatı İçtimaiye, Kürt Millet Fırkasının da kimi eski üyeleri Xoybûn’un kuruluşunda yer almaktadır. Xoybûn’un kuruluşunda Bedirxan ailesinin fertlerinden Celadet Kamuran ve Süreyya Bedirxan yer alır. Sonradan Suriye de kurulacak olan Hawar ve Ronahi dergileri için en büyük desteği Fransızlardan aldığını, Celadet Bedirxan’ın kendisi belirtir. Xoybûn Örgütü; Ermeni Taşnak Cemiyeti ile ilişki kurar, ABD, İtalya, İngiltere, Fransa yetkililerine mektuplar gönderir. Süreyya Bedirxan’ın, Xoybûn temsilcisi olarak ABD’ye bir ziyarette bulunduğu söylenir. Xoybûn, tüm Kürtlerin ulusal birliğini hedefler. Ancak başarılı olduğunu söylemek zor olsa da tarihe ismini altın harfler yazdığını belirtelim.

Tuhaf gelebilir ancak dile getirmekte yarar vardır. Suriye, Fransa mandası altındayken Kürt aydınlarının kültür, tarih ve dil çalışmaları yapmalarına, dergi çıkarmalarına ve hatta 1927 yılında Lübnan’da Xoybûn hareketinin kurulmasına izin verdiği söylenir. Ancak biz de Osman Sabri’nin anılarından biliyoruz ki, yalnızca Osman Sabri Fransız Manda yönetimi tarafından tam 11 kez sürgüne gönderilmiştir. Nedeni açıktır; Osman Sabri Kuzey Kürdistan’a dönük siyasi çalışmalar yürütmektedir. Yine Fransa o yıllarda, dini azınlıklara özerklik vermesine karşın Kürtlerin özerklik talebini kabul etmemiş olması ayrıca ciddi bir şekilde ele alınması gerekli olan bir yaklaşım olduğu açıktır.

Başkan Apo Xoybûn’u değerlendirirken:“Suriye’deki Fransız manda rejiminin İkinci Dünya Savaşı’na kadar sürmesi, Kürt aydınlar için kısmi bir özgürlük ortamı sağlamıştır. Dergi çıkarma ve örgüt kurmada fazla zorluklarla karşılaşmamışlardır. Fakat yasal bir Kürt statüsü de oluşturulamamıştır. Celadet Ali Bedirhan ve çevresinin dönemin anti-Kürt uygulamalarını izlemesi ve buna karşı silahlı mücadele deneyimlerine girişmesi (Osman Sabri’nin Kâhta dağlarındaki gerilla denemesi), Ağrı İsyanı için Xoybûn (‘Kendi kalma’, ‘kendi olma’ anlamında isabetli bir adlandırma oluyor) örgütünü kurması ve Hawar dergisini çıkarması bu dönemin önemli çalışmalarıdır. Birçok diplomatik girişimleri de olmuştur. Fakat istenilen başarı elde edilememiştir. Dönemin hafızayı yok etme girişimleri göz önüne alındığında, bu faaliyetlerin önemli olduğu açıktır” demektedir. PKK hareketinin yanı sıra Xoybûn hareketini genel Kürdistan’ı ele alan, ona göre bir yaklaşım sergileyen bir hareket olarak ele almak yanlış olmayacaktır. Yukarıda da ifade edildiği gibi istenilen başarıyı elde edememiş olsa da, tarihe bir not düşmesi açısından çok önemli bir kilometre taşı olduğu açıktır.

Ağrı direnişinin liderliğini iki metre devasa boyuyla Kürdistan’ın en güçlü savaşçılarından olan İhsan Nuri Paşa yapacaktır. Xoybun’un hem üyesi hem de büyük bir gerilla komutanı. İhsan Nuri elindeki ilkel bir matbaa ile "Agirî" ve "Gaziya Welat" adında iki gazete çıkartıp propaganda çalışması yapar. "Agirî Agir Dibarîne" (Ağrı Ateş Yağdırıyor) başlıklı bir bildiri yayınlayıp, direnişin amaçlarını halka açıklar.

Kuzey Kürdistan'da direnişler sert bastırılır. Büyük katliamlar yapılır. Kıyımlar eksik olmaz. Tam yirmi yıl boyunca kuzey Kürdistan boydan boya direnişle sarsılır ancak sömürgeciler ise uluslararası güçlerden aldıkları güçle-Lozan’ı yapanlar aynı zamanda bu uluslararası güçlerin kendileridir-, fiziki bir soykırım gerçekleştirirler. Kuzey Kürdistan’ı mateme ve kana boyandıktan sonra uzun yıllar Beyaz Katliam denilen kültürel soykırım diye bilinen dünyanın en kirli politikalarıyla yüz yüze kalırlar.

Bu olaydan sonra, geride kalan yurtsever duygulara da ipotek konulmuştur. Halk sindirilmiştir. Bu seçim de herhalde tesadüf olmamalıdır.

Kürdistan'da fiziki soykırım henüz yürürlükteyken Güney Kürdistan'da genç aydınların öncülüğünde büyük aydınlanma, örgütlenme çalışmaları yapılacak ve örgütler kurulacaktır. İlk örgütlerin kurulduğu yer Süleymaniye şehridir.

Süleymaniye, Kürt direnişçiliğinin ve aydınlanma hareketinin gelişkin olduğu bir alandır. 1937 yılında Komala Darker, yani Oduncu Derneği kurulur. Kurucusu Dildar’dır. Dildar, aynı zamanda Ey Raqip Marşı’nı yazan şairdir. Önemli Kürt simaları olan Refik Hilmi ve Hamza Abdullah da bu örgütte yerlerini alacaklardır.

1939 yılında Hiwa örgütü kurulur. Başkanı Refik Hilmi’dir. Hiwa örgütü, 1945 yılına kadar hem Doğu Kürdistan’da hem de Güney Kürdistan’da çok etkilidir. Öyle ki; Mahabad Cumhuriyeti kurulduğunda hem eğitimci ve sanatçı hem de subay düzeyinde kadrolar gönderecektir. Modern bir hareketin tüm özeliklerini gösteren Hiwa Hareketi, Kürdistan’da önemli bir aşamaya tekabül etmektedir.

Barzaniler özelde de Mustafa Barzani, burada Hiwa hareketiyle ilişkilenip etkilenecektir. Daha sonra Barzani’nin Mahabad’a gitmesindeki en temel etkileyici güç, Hiwa Hareketinin kendisidir. Hiwa hareketinin kendi dönemindeki birçok harekete göre çok daha gelişkin yönleri bulunmaktadır. Araştıran ve inceleyen bilimsel bir yaklaşımı esas alıp belli bir ideolojik çizgiye sahip olan Hiwa Hareketi, ilk başlarken bir öğrenci hareketi olup daha sonra da dediğimiz gibi Doğu ve Güney’de kurulacak olan hareketlere ilham kaynağı olacaktır.

Bu yıllarda daha sonra kurulan başka örgütler de bulunmaktadır, örneğin Hızbi Rızgari, Hızbi Şoreş gibi. Bunlar ağırlıklı olarak aydın çalışması yürütürler. Ancak dar kalmaktan kendilerini kurtaramazlar.

Yıl 1943’tür. Doğu Kürdistan’da Kürt halkının bir kalkışması söz konusudur. İlk defa modern bir Kürt partisinin kurulma aşamalarıdır. J. K yani Komalaye Jiyanavey Kurdistan kurulmuş ve giderek Mahabad’ta Komala ve Kürdistan Demokrat Partisinin kuruluş yıllarıdır. Kurulan örgütler de vardır. Kürtler adım adım kendilerini örgütlemektedir. Jiyanavey Kurdistan hareketi tümden gençlerden oluşan bir harekettir. Gelecekte sosyalist hareketlerinde öncüsü olacak olan bu J.K. hareketidir. O yıllarda Mamosta Hemin, Mamosta Hejar, Mamosta Qani ve başka birçok şair de bu hareketlere aktif katılım sunar.

Kuzey Kürdistan'da bu kez Ape Musa’nın deyimiyle sıfırın altında sıfıra getirilme süreçlerinden bir tanesi yaşanmaktadır. Tarihe 49’lar diye geçecek olayı.

31 Ağustos 1959 günü Ape Musa “İleri Yurt” dergisinde KIMIL adında Kürtçe bir şiir yazar. ‘Qımıl’, ‘Süne’ ile birlikte, bir türlü baş edilemeyen bir tahıl haşeresidir. Şiir’in konusu şöyledir: Siverekli bir kız, kımıl zararlısı tarafından samana döndürülmüş bir torba buğdayı çerçiye götürüyor, çerçi buğdayın işe yaramadığını görünce, buğdaya karşılık mal veremeyeceğini söylüyor. Kızcağız da, üzüntüsünü bir türküyle dile getiriyor: “Bi çiya ketim lo apo, çiya melûlbûn rebeno/ Ceh seridî lo apo, genim hûrbûn evdalo/ Qimil hatî lo apo, bi refaye rebeno/Xwar genimî lo apo, hişte kaye rebeno” Musa amca yazının sonunda şiiri okuyan kıza şöyle diyor: “Üzülme bacım, seni kımıl, süne ve sömürenlerin zararından kurtaracak kardeşlerin yetişiyor artık.”

6 Eylül 1959 tarihli Cumhuriyet gazetesinde bu şiire dönük birçok karşıt yazı yazılır. Beklendiği üzere İleri Yurt ve Musa Anter aleyhine dava açılır. Bir taraftan davanın yapılacak olması diğer taraftan kimi aydınların bu şiiri savunması Ankara’nın canını o kadar sıkmıştır ki; dönemin cumhurbaşkanı Celal Bayar Diyarbakır Valisi’ne telefon açıp, Musa Anter’in “kafasının ezilmesini” ister.

MİT “Kürt raporu” hazırlar. Raporda, 1.000 ila 2.500 sayıda Kürdün “tenkil” edilmesi önerilmektedir. Celal Bayar’ın “bin kişiyi sallandıralım” şeklindeki meşhur sözünü, bu öneri üzerine yaptığı söylenir. ‘Sallandırma’ işine prensip olarak karşı çıkmayan Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu’nun uyarısı ile 50 kişilik bir idam listesi ile yetinmeye karar verir. Türkiye’nin dört bir yanındaki tutuklamalar, 17 Aralık 1959 günü başlar.

MİT kimi öneriyorsa, 50 kişilik listeye onun adı yazılır ve tutuklanır. İstanbul-Harbiye’de 40 hücre bulunduğu için, tutuklanması öngörülen elli kişiden geriye kalan 10 kişinin tutuksuz yargılanmasına karar verilir. Mehmet Emin Batu mide kanamasından ölünce, geriye 49 kişi kalır. Daha sonra davaya iki kişi daha dahil edilse de dava kamuoyunda hep ‘49’lar Davası’ diye bilinecektir.

1959’larda başlayan 49’ların davası, 1965’de Ankara’da sona erir. Apê Musa gibi bazı Kürt aydınları dergiler çıkarmışlardır. Rêya Nu ve Deng gibi dergiler, 49’ların durumu ve Doğu mitingleri derken yavaş yavaş betonlanmış gerçekliğe karşı cılız da olsa Kürt sesi yükselme emaresi gösterir. 49’ların içerisinde Dr. Şıvan, Sait Elçi, Necati Siyahkan, Şerafettin Elçi’de vardır ve birçok tanınan sima vardır.

TC devleti bu kadar aydın genci tutuklamayı yetersiz görmüş olmalıdır ki bu kez 400’den fazla Kürt ileri gelenini yani ağasını, şeyhini, aşiret reisini, alimini, mellesini derken feodal kompradorunu Sivas’ta kampa alarak aylarca tutacaktır.

Hem 400’lerin hem de 49’ların olayı birde o yılların gözüyle ele aldığımızda yapılan daha iyi anlaşılacaktır. 13 Temmuz 1958’de Irak’ta krallığı ortadan kaldıran Abdulkerim Kaseem devrimi esasta Kürtlere birçok hak tanımış ve Kürtleri hükümetin ortağı yapan bir duruma getirmiştir. Bu hem objektif hem de sübjektif sahada Kürtleri yok etmek ve bitirmek üzere kurulmuş olan TC faşizan zihniyeti için oldukça büyük bir tehlikedir. Bu tehlikenin önünün alınmasını ise TC devleti yukarıda dile getirildiği gibi pratikte uygulamıştır.

KDP’ye bilindiği gibi bu yıllarda Barzaniler liderlik yapmaktadır. KDP’nin önderlik ettiği hareket 1963 yılında Abdulkerim Kaseem gibi Kürtlere yakın duran bir ismi askeri darbeyle devirdikten sonra katleden BAAS rejimiyle anlaşmaya adım atınca birçok Kürdistanlı genç devrimci rahatsızlıklarını belirteceklerdir. Ancak o yıllarda nüveler halinde olan bu gençlik hareketi KDP’nin giderek yozlaşmasıyla kendi renkleriyle adım adım meydana çıkacaklardır.

Çok talihsiz ve Kürtlerin tarihinde kapanmayan bir yara daha açılır. Doğu Kürdistan devrimcileri İran devletine karşı silahlı mücadele kararı alırlarken-kaldı ki bir nevi Doğu Kürdistan devrimcileri 1967’de zorunlu olarak silahlı direnişe geçmek zorunda bırakılırlar. Ne var ki KDP yani bugünün PDK’si Molla Mustafa Barzani öncülüğünde hemen İ-KDP’ye karşı tamamen tavır alarak Şah’a destek sunar. Silahlı direnişi başlatan birçok Kürt öncü yakalanarak idam edilir. İ-KDP’nin genç aydın öncülerinden Süleyman Muini, Mele Avare ve İsmail Şehzade bizzat Barzanilerin eliyle tasfiye edilirler.Belirttiğimiz gibi KDP tarafından açılan bu yara halen açık durup irin salmaktadır. İhanetin ve işbirlikçiliğin irinini…

Kürdistan tarihinde belki de PKK’den sonra özenle üzerinde durulması gerekli bir harekette Komeleyî Marksî Lenînî hareketidir.

Bu hareket Güney Kürdistan’ın Süleymaniye ve Bağdat kentinde kurulacaktır. Kürt öğrenci gençlik tarafından kurulan Komeleyî Marksî Lenînî esasta 1970’lerde kurulmuştur. Dört parça için mücadele etmeyi esas alan, halka yakın, aydın gençliğin içlerinde yoğun yer alan, kadro eğitimi gören ve çizgi olarakta sosyalist bir harekettir. Sekreterleri Şehab Şex Nuri daha tanınmış ismiyle Xale Şehab’tır. Şehab Şex Nuri ve birkaç yoldaşı İran devleti tarafından yakalandıktan sonra Irak’a teslim edilirler. Irak bu aydın ve devrimci Kürt gençlerini idam eder. İdam öncesi Xale Şehab ve yoldaşlarının: “Jiyana kêm û Jiyana Gel” yani “Az yaşa ama halkın için yaşa” anlamındaki slogan birçok çevreyi o yıllarda etkileyecektir.

Xela Şehab’tan sonra yerine geçen Şasuwar Celal kod adıyla Aram Komala hareketinin başına geçecek ve 31 Ocak 1978 yılında Karadağ’da şehitler kervanına katılacaktır. Ardından ise bugün Goran hareketinin lideri olan Newşîrwan Mıstefa bu hareketin yani Komala’nın başına geçecektir. Komala hareketi 1979 yılında gerçekleştirilen bir konferanslarında ismini değiştirerek Komeleyî Rençderanî Kurdistan” yapacaktır. Şehit Aram’ın şahadetine kadar Komala ismindeki hareket düzenli bir şekilde kendi içinde kadro eğitimi düzeyinde eğitimler sürdürmüş ancak Aram’ın şahadeti ardından giderek bu durum zayıflamış ve 1983 yılında zayıflayacak ve 1992 yılında YNK içinde son bulmuştur.

Başka bir gurup ise Kürdistan Demokrat Sosyalist Hareketi’dir. Ali Asker, Tahir Wali Beg, Dr. Xalıt Seid, Omer Mıstefa, Ali Hejar, Kardo Gelali, Ednan Mufti, Seyda Salih Yusuf yine daha sonra Sosyalist Partiyi 1981 yılında kuracak olan Resul Mamend, Dr. Mahmut Osman, Seyda gibi devrimci kişilikler de bu harekette o zamanlar yerlerini alacaklardır. Genel Hat’ı yani Hêlî Gıştî’yi Celal Talabani, Fuad Muhammed ve arkadaşları kuracaklardır.

Sonuç itibariyle, 1 Haziran 1976 tarihinde yukarıda dile getirilen hareketler yani Komala, Kürdistan Demokrat Sosyalist Hareketi ve Hêlî Gıştî, Yekîtîya Nîştîmanî Kurdîstan-YNK’yi bir cephe olarak ilan ederler. 1976’lerde üç örgütten oluşan YNK’de en etkili isim Ali Asker’dir. YNK’yi Şehit Aram küçük burjuva karakterli olarak gördüğü için katılmıyor. Aram’dan sonra hareketin başına geçecek olan Nuşirvan daha sonra YNK’ye katılacaktır.

Yukarıda isimlerini verdiğimiz genç aydın devrimcilerin değerini daha iyi yad etmek için bir iki şey ekleyelim.

Ali Asker ve yoldaşları, Güney Kürdistan’da yaşanan iç çatışmalardan dolayı çalışma zemininin bulunmadığını düşünerek 1000 kişilik seçme bir peşmerge gücüyle Kuzey Kürdistan’a geçerek direnişi başlatmayı planlarlar. Ne var ki, henüz daha Oramar’a bile ulaşamadan KDP’nin karşı örgütlemesi sonucunda yöre insanları Ali Asker ve arkadaşlarına saldırırlar. Bunun üzerine, Ali Asker güçlerini alıp Botan’a geçer.

KDP’nin kendi dışındaki Kürt örgütlerini tasfiye etmedeki marifeti sonuç verir. Ne yazık ki bu süreç, Ali Asker ve arkadaşlarının tasfiyesiyle sonuçlanır. Saddam’ın daha doğrusu BAAS ajanlarının bölgede gezdiğini yöre halkına bildiren KDP, halkın Ali Asker ve arkadaşlarına yönelmelerine neden olur. 1978’de Taştamerge’de -Beytüşşebap zozanlarında- Ali Asker ve arkadaşlarının etrafı kuşatılır. Bu çatışmalarda yaklaşık 700 peşmerge katledilir. 300’ü esir edilir. Ali Asker, Tahir Wali Beg, Huseyin Baba Şex(Yezidi) ve Dr. Xalıt esir düştükten sonra katledilirler.

Olaya katılanların anlatımlarından öğrenilen; çatışma esnasında Ali Asker’in tek bir peşmergenin mermi sıkmasına izin vermemesidir. Çünkü peşmergelerin sıkacağı her mermi Kürt halkından bir kişiyi hedefleyecektir. Ali Asker bunun bilincinde olduğu için izin vermeyecektir. İhanet yine doludizgindir ve bir kez daha yüzlerce fedai Kürt gencinin şahadetiyle sonuçlanmıştır.

PKK hareketine kadar Kürdistan'da gelişen gençlik hareketlerini kısa da olsa ele almaya çalıştık. Hiç şüphe yoktur ki eksikleri çok olan bir yazıdır. Ancak kronolojik ve öz de olsa son yüzyılda Kürdistan gençliği açısından ele alıp değerlendirmek anlamlı olabilir.

Sonuç itibariyle:

Gençlik yaşı ne olursa olsun, kendi tanımına denk özüne denk kalmalıdır. Başkan Apo: “Özgürlüğe yürüyen bir gençliği tutmak zordur” demektedir.

Genç kendine, hayallerine ihanet etmeyendir. Şimdi, Kürdistan Gençlik Hareketi bu hayallere ihanet etmeme savaşında, önemli bir görevle karşı karşıyadır. Son yüz yıllık Kürdistan gençlik tarihine baktığımızda çoğu zaman Kürt gençleri atılgan davrandıklarını görüyoruz. Özelde zor anlarda öne atıldıklarını görüyoruz. Ama aynı zamanda atik ve atılgan olan genç hareketlerin başlarına işbirlikçi diyebileceğimiz çevrelerin özelde de KDP’lerin neler getirdiğini de görüyoruz.

O zaman tarihte ders çıkarmak istiyorsak geçmişin derslerinin bilinciyle ancak kendi ayaklarımız üzerinde durma temelinde, her türlü ihanetçi ve işbirlikçi çizgiye karşı durarak geçmişte Kürdistan'da kendi güçleri oranında rol oynamış olan tüm gençlik örgütlerinin ve de onlara öncülük etmiş olan aydın gençlerine layık olabiliriz.

Kasım Engin