• Zal Şengal Yoldaşımız Şehadete Ulaşmıştır
  • Girê Sor Şehitlerimizi Saygıyla Anıyoruz
  • Avaşîn Direnişinin Öncü Militanlarından Baz Yoldaşımız Şehadete Ulaşmıştır
 
 

Malpera Fermî ya Şehîdan

PKK İnternet Sitesi

PAJK İnternet Sitesi

Gerilla TV

YJASTAR Sitesi

 

Ölüm Tarihi: 4 Mart 1193

Salahaddin Eyyubi’yi ve onun açtığı çığırı anlamak için tarihte 1099 yılını anlamak önemlidir. M.S. 1099, Avrupa üzerinden akınlar halinde gelen Haçlıların, Kudüs’ün İslam ordularını tam bir bozguna uğratarak ele geçirmeleriyle anlam kazanır. Kendi içine çekilen İslam, halifelik ve onun yozlaşmış yönetimsel formlarıyla boğuşurken parçalara ayrılmış, bugünkü İspanya’da kurulan Endülüs bozguna uğramış, İslam kıta Avrupa’sından atılmış, doğudan her ne kadar görüntüde İslam geleneğini kabul etmiş olsalar da Türk boylarının da karışmasıyla İslam tamamen reflekssiz bir hale gelmişti. Yozlaşan İslam, tedbirden çok kaba itikatı esas alan dogmatik yönetimlerin yönetimindeki, bu parçalanmış durumda Franklara yenilmiş ve Kudüs  -ki üç büyük dinin de kutsal mekânı sayılır- Haçlıların eline geçmiştir.  Tarih yazanların anlatımlarında, Müslüman bırakılmamacasına katledilmiş şehrin sokaklarında o gün insan kanının su arkları misali aktığı yazılmaktadır. Müslüman ve Yahudiler cami ve havralara toplanmış, canlı canlı yakılmıştı. O günü anlatan tarihçiler Mescid-i Aksa’da ölen insanların yağlarının yerde birikinti oluşturduğunu yazmaktadır. Vahşetin ve kendinden olmayana karşı tahammülsüzlüğün bu boyutlarda ortaya çıkması Müslüman cemaatte bir intikam hissi uyandırsa da yozlaşan İslam bunu yapabilecek gücü Salahaddin Eyyubi hanedanlığına kadar elde edememiştir.

Suriye, El Cezire, Mısır ve Yemen’de hüküm sürmüş bir hanedan olan Eyyubi Devleti, adını Salahaddin Eyyubi’nin babası Eyyub Bin Şadi’den alır. Ancak Eyyubilerin asıl kurucusu Salahaddin Eyyubi’dir.  Eyyub ve kardeşi Şêrko önceleri 12. yüzyılda Ani’de hüküm süren Sadadat sülalesinin hizmetindeyken sonraları Bağdat’a giderek Mücahiddin Behroz’un maiyetine girerler ve kendilerine Tekrit Kalesi muhafızlığı verilir. Ancak Bağdat’a bağlı Selçuklu ordusu, Musul Atabeyi Zengi’yi yendiğinde, Eyyub, Zengi’nin kaçmasına yardım ettiğinden artık Tekrit’te kalmalarına imkan kalmaz ve bu sebeple Musul’a giderek Zengi’nin hizmetine girerler. Zengi’nin seferlerine katılırlar. Eyyub, Baalbek komutanı olur. Fakat Zengi’nin ölümü üzerine Böriler Balbeek’i geri alır. Eyyub de onların tarafına geçmiştir. Kısa zamanda kendisini göstererek başkomutanlığa kadar yükselir. Nureddin Mahmud Bin Zengi’nin hizmetine giren Şêrko ise Zengi’nin emriyle Şam’ı müdafaa eden kardeşi Necmeddin Eyyub’ün üzerine yürür. 1154 yılında iki kardeş anlaşırlar. Şam, Nureddin Mahmud Bin Zengi’nin toprağına katılır. Nureddin, Necmeddin Eyyub’a Şam valiliğini, Şêrko’ya da Humus valiliğini verir.

Salahaddin 1138 yılında Tekrit’te doğar. Emir Necmeddin Eyyub’un küçük oğlu Yusuf Salahaddin Eyyub de, babasının Musul atabeyi Nureddin Mahmud Bin Zengi tarafından Baalbek (Helipolis) valisi olarak tayin edilmesi sonucunda diğer kardeşleri gibi bu şehirde yetişti. XII. yüzyılda Kürt nüfusunun büyük çoğunluğu şu veya bu biçimde İslam’ı kabul etmişlerdi. Yaşam tarzları avcılıkla şekillenen Kürtler doğal olarak kültürel köklerinden ayrışarak zamanla askeri liderler olarak İslam devletleri ve halifelerinin hizmetine girmeye başlarlar. Yaptıkları hizmetin önemine göre, egemen Arapların istediği tarzda, zaman içinde gelişme hızını kaybederek durağanlaşmış Arap-İslam geleneğine taze bir kan olarak girerler. Salahaddin’in babası da Kuzey Mezopotamya’nın Dvin bölgesinden Ani’ye gelen bir Kürt ailesinin reisidir. Salahaddin ailede küçük erkek çocuğu olduğundan diğer kardeşlerine nazaran daha az itina ile yetiştirildiyse de iyi bir süvari ve kılıç ustası olur. O dönemde de Kürt toplumunda halen etkisini sürdüren geleneğe göre en büyük erkek çocuk ailenin en etkin varisidir. Bu gelenek gereğince en büyük ağabeyi Şahanşah ailenin yönetimini ele alacak şekilde yetiştiriliyordu. Salahaddin’e önem veren ise amcası Şêrko’ydu. İlk binicilik ve kılıç derslerini ondan alan Salahaddin ilk savaşında da onun yanında yer alır. Emir Necmeddin Eyyubi, sağduyulu ve tarih bilinci olan bir insandı. Kardeşi Şêrko ile birlikte yaşamı anlamaları için oğullarını eğitmeye çalışır. Bütün eski Kürt hikayeleri gibi Kudüs’ün Haçlıların eline geçmesini de Salahaddin babasından öğrenir. Kudüs’ün yakılıp yıkılması, zihninde öyle bir yer edinmişti ki, bu dehşet sahnelerini sanki kendisi de yaşamış gibi etkilenerek dinliyordu. Her anlatımın ardından uzun süre bunu düşünerek ve amcası Şêr-ko’ya sorarak hayatının en önemli gerçeği olacak olan Kudüs’ü ele geçirme hedefine göre kendisini hazırlıyordu. Salahaddin’in yıldızı, en büyük ağabeyi Şâ-hânşah’ın ani ölümünün ardından, henüz 14 yaşındayken parlamaya başladı. Babası, Turanşah’ı sevmediği için Salahaddin, Şam’da bir aile ve klan reisi gibi yetiştirilmeye başlar. Necmeddin ve Şêr-ko işte tam da bu dönemde Şam’da karşı karşıya gelirler. Salahaddin’in amcası Musul atabeyi Nured-din’e bağlı olarak çalışan bir komutandır. Şam atabeyi Unur ise Nureddin Zengi’ye düşmandır. Tanınan ve iyi bir komutan olan Salahaddin’in babası burada kale başkomutanlığına getirilmiştir. Yine de Türkmen olan Unur ona güvenmemektedir. Bu güvensizliğinde de Kürtleri hakir görmesi ve bunların arasındaki sıkı aşiret bağlarından ürkmesi çok önemli bir yer tutmaktadır. Onun bu güvensizliği, Kürt aşiret geleneğinin de etkisiyle Şam’ın savaşılmaksızın Nureddin Zengi’nin eline geçmesini sağlar. Bir Türkmen kaybetmiş, ancak İslam dünyası biraz daha bütünleşmiştir. Şêrko ve Necmeddin Eyyubi anlaşmışlardır. Necmeddin Eyyubi bir yandan bunları yaparken diğer taraftan da iyi bir komutan olarak öne çıkmaktadır. Nureddin 1154 yılında Şam’ı ele geçirdiği zaman Salahaddin, Nureddin’in sarayına giderek Mısır seferine katılır. 1163 yılının yaz aylarında Şam sarayına ulaşan bir ulak, son vezir Şaver’in canını kurtarıp Şam’a geldiğini bildirir. Birkaç gün sonra ise Kahire’den gelen resmi ulak, yeni vezir Dirgam’ın, Şaver’in kendilerine verilmesini isteyen mektubu ve armağanlarla birlikte Nureddin Bin Zengi’nin huzuruna çıkar. Nured-din, Şêrko ve Emir Necmeddin’i huzuruna çağırarak “Bence Mısır’ı almalıyız. Bunlar ittifak teklifini Franklara da yapacaklardır. Düşmandan önce Kahire ve İskenderiye’ye girmeliyiz. Şêrko, sen askerlerimize önderlik edeceksin. Devrik vezir bize Kahire’nin tahıl gelirinin üçte birini vaad etti” diyerek Mısır’a karşı olacak olan Salahad-din’in ilk savaş deneyimine vesile oluyordu. Bundan üç gün sonra hareket geçilir.

Salahaddin, Nureddin’in veziri Şêrko ile birlikte Kudüs kralı I. Amaury’e karşı sefere çıkar. Nu-reddin, müminleri birleştirip Haçlıları kovmayı planlayan ilk hükümdardır. Birleşik otoritenin kaynağı olan tek halifelik sistemi kuruluncaya kadar Haçlılar’ın İslam’ın iç çelişki ve zayıflıklarından faydalanacaklarına inanıyordu. Nureddin, Kudüs Krallığı’nı fethetmeye kararlıdır. Amacına ulaşmak için, hükümdarı Frankların Kahire’yi almalarına direnecek kadar güçlü olan güvenilir bir Mısır’a ihtiyacı vardır. Mısır, İslam dünyası için büyük bir servet demekti ancak yöneticileri zayıftı. On beş günlük bir yürüyüşün ardından Salahaddin ve Şêrko Tel Bastat şehrinde Şaver’le birlikte yeni Mısır veziri Dirgam’ın karşısına çıkmaya hazırlanıyorlardı. Şêrko, adamlarından birini bile iyi bir neden olmadan kaybetmek istemeyen bir komutan olduğundan Şaver’e sorunun Mısır’ın sorunu olduğunu, onun için de önce Şaver’in adamlarının çarpışması gerektiğini bildirir. Kendisi ancak gerektiği taktirde müdahale edecektir. Savaştan Şaver’in güçleri galip olarak çıkarlar. Şaver, Bab El Zuveyla kapısından şehire girer ve yeniden vezir olur. Ancak Nureddin’in kuşkulandığı şey olmuş, Şaver Kudüs Kralı Amal-rik’e bir haber göndererek Şêrgo’ya karşı onları yardıma çağırmıştır. Fustat’ta beklemek zorunda kalan Şêrko öfkelenmiştir. Şêrko, askeri mantığı bir yana bırakıp şehri basmayı ve Şaver’i yakalamayı düşünmektedir. Ancak emirleri  bu serüvene direnirler. Şêrko da son sözü Salahaddin’e bırakır. Salahaddin de amcasının sıcak kanlılığındansa babasının sağduyululuğunu seçer.

Şêrko’nun karargahında bu tartışmalar yürütülürken Amalrik komutasındaki bir Haçlı birliği Bilbays’a doğru ilerlemekteydi. Nu-reddin gibi Frank Kralı da, kendisi almadığı takdirde Mısır’ın Şam hükümdarının eline geçeceğini biliyordu. Bu da Kudüs Krallığı’nın sonu demekti. Salahaddin, Şêrko komutasındaki Şam kuvvetlerinin yarısını alarak Bilbays’ı işgal eder. Şaver de Almerik’ten yardım ister ve Şêrko tekrardan Selahaddin’le birleşerek Bilbays kentine girer. Haçlı kuvvetleriyle ittifak halindeki Mısır güçleri Bilbays’ı üç ay kuşatırlar. Mısır’da bunlar gelişirken Şam’daki Nureddin, Şêrko ve Saladdin’in daha fazla dayanamayacağını anlayarak gafil yakaladığı Haçlı güçlerini Antakya yakınlarındaki Harin Kalesi dışında bozguna uğratır. Bu savaşta Haçlı güçleri on bin askerini kaybetmiştir. Liderleri Baudouin ve Trablus Kontu ele geçirilir. Bu yenilgi haberi ile korkan Amalrik barış istemek zorunda kalır. Dağ aslanı olarak da anılan Şêrko yenilmeden Şam’a dönmeyi başarmıştır.

Salahaddin bu savaşta cesaret ve mantık üzerine birçok ders çıkarmıştır. Sık sık tekrarlayacağı Hz. Muhammed’in bir sözü hayat felsefesi olur; “Allah’a güven, ama önce deveni sağlam bir yere bağla”

Salahaddin’in tavsiyeleri sonucunda Kudüs Kralı yenilir. Şêrko, Yukarı Mısır’a vergi toplamaya giderken kuvvetlerinin yarısının başında Salahaddin’i bırakır. Bu, Salahaddin’in Bilbays’tan sonraki ilk kumandanlığıdır. Bu sırada I. Amaury İskenderiye’de bulunan Salahaddin’e saldırır. Franklara karşı zor durumda kalan Salahaddin, Şêrko’yu yardıma çağırır. 1167 yılında Şêrko Kudüs Kralı ile bir barış antlaşması yaptıktan sonra Salahaddin ile birlikte Suriye’ye döner. Fakat Kudüs Kralı barış şartlarına uymaz ve Bilbays’i kuşatarak ele geçirir (1168). Buradan da Kahire üzerine yönelir. Fatimi halifesi Adid’in Nureddin’den yardım istemesi üzerine Şêrko ve Sala-haddin oraya giderler. Amaury  Şêr-ko’yu durduramaz.

Şaver ve Amalrik’in güçleri tekrar birleşmiş, Şam ordusunun gelişini beklemekteydiler. Savaş konusunda Salahaddin’in bildiği birçok şeyi ona öğretmiş olan Şêrko parlak bir komutandır. Onların seçtikleri yerde savaşa girmeyi kabul etmeyip Salahaddin’in komutasındaki orduyla beraber Nil Nehrini geçerek Kahire’den kuzeye yürüyüp karargahını Gize Piramitleri yakınlarına kurdurur. Artık Şam ordusuyla Haçlı ordusunu Nil Nehri birbirinden ayırmaktadır. Şêrko, Şa-ver’e bir elçi göndererek; “Haçlıların üstleriyle bağlantılarını kestik. Gel birleşelim onları yok edelim. Bu fırsat belki bir daha hiç bulunmayacak” der. Şêrko’nun elçisi, onu birkaç kez kurtarmış olan en gözde korumalarından genç Kürt okçusu Nasır’dır. Nasır’ın pisliğe bulanmış başı mesajın cevabı olarak Şêrko’ya gönderilir. Savaştan önceki son gece Şêrko ordunun karşısına çıkarak; “Benim gibi dağlardan gelen bu çocuğun başı üzerine yemin ederim ki, ne Franklar ne de Halifesi Şaver’i hayatta tutamaz” der. Ordu harekete geçmiştir. Şam güçlerini sarmak amacıyla yürüyüşe geçen Amalrik’le El Babeyn’de karşılaşırlar. Amalrik ve şövalyeleri Salahaddin’in komutasındaki orta bölüme doğru hamle yaparlar. Salahaddin daha önceden kararlaştırıldığı gibi bir bozgun edasıyla güçlerini kanatlara doğru ricat yaptırır. Haçlılar bayraklarını açarak bu sefer de kanatlara saldırır. Amalrik ve şövalyeleri böylece iki taraftan kapatılan ve bir yönü geçit vermeyen araziyle kesilmiş bir alana sıkışırlar. Savaş bittiğinde Amalrik ile birlikte çok az şövalye zor kaçabilmiştir.

Zaferin ardından ordu İskenderiye’ye doğru harekete geçer. Birkaç gün sonra İskenderiye’ye girildiğinde Haçlı ordularının yenilmez olduğu düşüncesi artık kırılmıştır. Şaver ve Amalrik bu orduyu yenebilmek için bir plan daha yaparlar. Bu arada Şêrko da şehrin savunulması için önlemler almaya başlamıştır. Frank gemilerinin şehrin ardından deniz yoluyla güç getirmelerini önlemek için kıyı boyu tahkim edilir. Şehir kuşatmaya alınır. Sayıca çok üstün olan Haçlıların ve Şaver’in ortak güçlerine karşı savaş verilmektedir. Eşsiz bir cesareti olan Şêrko kalenin yönetimini Salahaddin’e bırakarak bir huruç (yarma) hareketiyle kaleden çıkar. Çevre bölgelerden asker toplayan Şêrko’nun bu hareketini tehlikeli bulan Amalrik kuşatmayı kaldırarak Kudüs’e döner. Şêrko’nun ordusu tekrar Şam’a dönmüştür.

1169 yılında Amalrik’le Şaver-in ittifakı açık verince Kahire’de bulunan Fatimi Halifesi El Adid yardım istemesi üzerine Şam ordusu tekrar Kahire’ye yürür. 1169 yılında şehre giren ordu hiçbir direnmeyle karşılaşmadan Şaver’in bulunduğu saraya girer. Ertesi gün Salahaddin Şaver’in başını kendi elleriyle keser.

El Adid, Şêrko’yu kendine vezir yaptıysa da Şêrko iki ay sonra ölür. İyi bir komutan olan Şêrko, cesur, sıcakkanlı, ömrü savaş meydanlarında geçmiş bir askerdi. Birçok iyi niteliğine rağmen aşırı yemek ve içki tutkunu olan Şêrko’nun ölümü de içkili bir toplantının sonunda aşırı yemek ve içmekten olmuştur. Şêrko’nun ardından Halife de davranışlarından hoşlandığı Salahaddin’i “El Melik ün Nasır” ünvanıyla başvezir tayin ettikten sonra, Nureddin’e bir tebrikname göndererek kendisini Suriye kumandanı olarak tanır. Salahaddin’in halifenin veziri olarak kuvvet kazanması, zenci muhafızların ve Şiilerin muhalefetine sebep olmuştur. Zenci muhafızların Kahire’deki isyanını bastırmak için Salahaddin zenci askerlerin kışlalarını ateşe vererek Gize (Cize) şehrine sığınan asileri ortadan kaldırır. Salahaddin’in Mısır’a hakim olması Haçlılar’da Kudüs’ün İslamların eline geçeceği endişesini uyandırır. Fransa, Almanya, İngiltere ve Bizans İmparatorluğu’na elçiler gönderirler. Bizans ve Güney İtalya’dan yardımcı kuvvetler gelir. Bizanslılar ve Franklar önce Dimyat’ı ele geçirerek Kahire üstüne yürümeyi kararlaştırırlar. Bunun üzerine Salhaddin, Nureddin’den yardım ister. Dimyat şehrinin müdafileri kendilerini kuşatan Bizans ve Frank kuvvetlerine başarıyla karşı koyarlar. Bu durumda Kudüs Kralı Amalrik, Sala-haddin ile barış yapmayı uygun bulur (1170). Ertesi yıl Salahaddin, Filistin’e bir akın yaparak Remle ve Askalan şehirlerine kadar ilerleyerek Kızıl Deniz kıyısındaki Ayla limanını ele geçirir.

1172 yılında Mısır’da hutbeler artık Abbasi halifesinin adına okutulmaya başlanmıştır. Bir süre sonra Fatimi halifesi Adid ölünce Salahaddin Mısır’ın tek hakimi olur. Bu olaydan sonra Salahaddin ile Nureddin’in arası açılmaya başlar. Nureddin, Salahaddin'i Mısır’da bağımsız bir durumda görmektedir. Salahaddin, Mısır-Filistin yolunun güvenliği bakımından Şevbek ve Kerak kalelerinin kuşatılmasını Nureddin’e teklif ettiyse de sonradan hayatını emniyette görmediğinden Nureddin’in yanına gitmez. Buna son derece hiddetlenen Nureddin, Salahaddin’e karşı kuvvet toplar fakat aynı yıl içinde ölür. Salahaddin bu suretle büyük bir rakipten kurtularak kendi iktidarını serbestçe geliştirmek fırsatını bulmuştur. Nureddin’in on bir yaşındaki oğlu Salih İsmail’i onun halefi olarak tanır. 1174 yılı sonunda kuvvetli bir donanma ile İskenderiye önlerine gelen Normanlara karşı savaşır. Nor-manlar karaya asker çıkardılarsa da üç gün içinde yenilirler. Normanların hemen hepsi öldürülerek bü-yük ganimetler elde edilir. Bu arada rakiplerinden olan Kudüs kralı Amalrik’in de ölmesi üzerine  Salahaddin iktidarını tehlikesizce sürdürecek bir ortama kavuşur. O yıllarda birlik halinde olmayan Suriye emirleri tarafından Şam’a çağrılır. Salahaddin, Nured-din’in oğlu Salih İsmail’e bağlı olmasına rağmen, kendi güvenliği bakımından Suriye’yi ele geçirmeye karar verir. Önce İsmail’i emirlerine karşı korumak ve onlardan kurtarmak için mücadeleye girişir. Hama, Humus, Baalbek ve Halep emirleri Salahaddin’e karşı direnirler. İsmail’in amcası büyük bir ordu ile Salahaddin’e karşı çıkar. Bundan sonra Salahaddin bağımsızlığını ilan ederek hutbeyi de kendi adına okutmaya başlar. Ve seferlerini doğuya doğru sürdürür.

Musul ve Halep orduları Salahaddin’in ordusundan beş kat daha kalabalıklardır. Salahaddin zaman kazanmak için bir uzlaşma teklif ettiyse de Sultanın kellesini Şam halkına gösterme hayallerinde olan rakipleri Salahaddin’in kellesini heybelerinde görüyorlardı. Bunun için de barış önerisini hiç düşünmeden reddederler. Kahire, Şam ve Frank ordularıyla  birçok kez savaşmış ve gazi olmuş askerlerine, o günkü zaferin Frankların kaderini belirleyeceğini söyleyerek Büyük Nureddin’in davasına ihanet eden diğer müminlerle savaşmak zorunda olduklarını anlatır. Salahaddin’in ordusu Hama Boynuzları denilen ve altından Asi Irmağı’nın aktığı tepelerde mevzilenmişti. Musul ve Halep’ten gelen orduların komutanları kendilerinden o kadar eminlerdir ki, askeri taktiklere dikkat bile etmeden askerlerini boğaza sokarlar. Kötü bir şekilde kıstırılmış olan ordu dağılır. Bir kısmı kaçarak Salahad-din’e katılır. Bundan sonra Sala-haddin ateşkesi kabul eder. Bu sefer sonucunda Halep Kalesi’nin alınması dışındaki bütün istekleri yerine gelmiştir. Böylece Salahaddin Ey-yubi kendisini Mısır’ın  ve Şam’ın sultanı ilan eder. Bağdat’taki halife kendisine bir kaftan göndererek durumu kabul ettiğini belirtir.

Salahaddin böylece Hama’da rakiplerini kesin bir yenilgiye uğratır. Salahaddin, galip gelmesine rağmen, Halep şehrini kendi için tehlikeli görmediği Salih İsmail’e bırakır. Hama, Humus ve Baalbek’i akrabalarının yönetimine verir. 1175 yılında Salahaddin’in isteği üzerine halife, onun Mısır, Yemen, Filistin ve Orta Suriye’deki hakimiyetini onaylar. Sultan ünvanını hiç kullanmamasına rağmen ona “Sultanü’l İslam ve’l Müslimin” ünvanı verilmiştir. Salahaddin ile Zengilerin savaşları 1176 yılında barışla sonuçlanır. Yapılan barış şartlarına göre ele geçirdiği ülkelerin mülkiyetinin Salahaddin’e ait olduğu kabul edilir.

Mücadele daha bitmemiştir. Halep soyluları, incinmiş gururları ile bu işgüzar Kürt’ten kurtulmak isterler. Bir süre sonra, İsmail’in müttefiki olarak Salahaddin’e karşı fedailer göndermiş bulunan Mesyad Haşhaşilerinin reisi Şeyhül Cebel Reşüdüddin Sinan, kendi kalesinde Salahaddin tarafından kuşatılır. Haşhaşiler şiddetle kendilerini savunduklarından kale ele geçirilemez. Haşhaşilerin reisi Sinan’ın Salahaddin’e saldırmayacağına dair verdiği söz üzerine Salahaddin kuşatmayı kaldırır. Sultan ile Şeyh Sinan arasında bir barış anlaşmasına ulaşılır.

Sultan birkaç ay sonra Halep’e girer. Ve hüküm sürdüğü bütün toprakların hakimi olarak kabul edilir. Nureddin’in oğlu Es -Salih’i Halep valiliğine, Salih’in kuzeni Seyfed-din’i de Musul hükümdarlığına atayarak bunlarla altı yıllık bir barış anlaşması yapar. Salahaddin eline fırsat geçtiği halde rakiplerini ortadan kaldırmamıştır. Kendisine bunun sebebi sorulduğunda; “Ben Nureddin Zengi’ye söz verdim. Dağlı bir Kürt verdiği sözden asla dönmez. Bu gelenek peygamberimiz dünyaya gelmeden binlerce yıl önce de vardı” der. Sultan Şam’ın yönetimini kardeşi Turanşah’a bırakır ve tekrar Kahire’ye döner.

1177 yılında tekrar Filistin’e yürüyerek Gazze ve Askalan’ı tahrip eder. Kudüs hükümdarı IV. Baudouin, bir orduyla Sala-haddin’in karşısına çıkar, fakat  yenilir. Bundan sonra Salahaddin’in kuvvetleri yağma için dağılırlar. Bu sırada Frank askerleri Kont Renaud kumandasında toparlanıp tekrar savaşa hazırlanmaktadır. Salahaddin hemen kuvvetlerini toplar ve iki ordu Remle’nin güneyinde karşılaşır. Şövalyelerin şiddetle karşı koyması sonucunda Salahaddin’in ordusu yenilir ve kendisi de esir düşme tehlikesi atlatır. Yeğeni ve ileri gelen adamları esir düşerler. Bu olaydan sonra Kudüs Kralı Baudouin, Şeria Nehri’nin kıyısında bir kale yapımına girişir. Salahaddin, kalenin yapımından vazgeçilmesine karşılık kral Baudouin’e yüz bin dinar teklif eder. Fakat Baudouin’in bu teklife olumlu cevap vermemesi üzerine Salahaddin, Kral Bau-douin’in üzerine yeğeni Ferruhşah’ı gönderir. Baudouin 1179 yılında yapılan iki savaşta da yenilgiye uğratılır ve  Franklar arasındaki önemli kumandanlar esir alınır. İki ay sonra Salahaddin Yakup Geçidi Kalesi’ni ele geçirir. 1180 yılında taraflar iki yıllık bir barış antlaşması yapar. Bir yıl sonra Nureddin’in oğlu İsmail ölünce yerine onun yeğeni İzzeddin Mesud geçer. Mesud, kardeşi II. Zengi’ye Sincar’ı vererek Halep’i alır. Mısır’a giden kervanlara Frankların saldırmaları üzerine Eyyubiler ile Franklar arasındaki mücadele yeniden başlar. Buna karşılık II. Zengi, Franklarla sulh yapar.

Sultanın Kahire’den son ayrılışı halkın duygu gösterilerine neden olmuştur. Salahaddin mütevazi bir sultan, alçakgönüllü bir komutandı. Bu tür duygu gösterilerini bir daha Kahire’yi göremeyeceği şeklinde yorumlayarak duygulanır. Kahireliler şaşaalı Fatimi halifelerindense bu alçakgönüllü sultanı daha çok sevmişlerdir. Sultan Kahire’den ayrıldığında, çoğunluğu savaşlarla sınanmış olan toplam üç bin kişilik güvenilir okçular ve silahşörlerden oluşan hepsi süvari bir orduyla yola çıkmıştır. II. Zengi’nin bu siyasetine karşılık Salahaddin müslüman devletlerin idaresini eline almak için çalışarak Suriye’nin geri kalan kısımlarını zapteder. 1183 yılında Halep’i ele geçirerek El Cezire’de hakimiyetini sağlar. Salahaddin kin güden ya da zalim bir insan değildi. Kimseye karşı garez beslemezdi. Genellikle intikam alınmasına da karşıydı. Fakat onun bu durumunda da bir istisna vardı. Sultan, Chatillon Renaud adındaki Frank şövalyesinden nefret ederdi. Sultan, Renaud’u kafası taşla ezilmesi gereken bir yılan olarak görüyordu. Bir keresinde, karşısına çıkarsa Renaud’un kellesini kendi kılıcıyla uçuracağına dair yemin etmişti. Renaud iki yıl önce kutsal şehir Mekke’ye gitmekte olan bir tüccar kervanına saldırmış, tacirler ve onlarla hareket edenleri öldürmüştü. Bütün bunları da bir barış anlaşması olmasına rağmen yapmıştı. O kervanda Mekke’yi görmek isteyen Samar adında yaşlı bir kadın da vardı. Bu kadın Kabe yerine Renaud’un çirkin yüzünü görmüş ve öldürülmüştü. Bu kadın sultanın hayattaki tek halasıydı. Sultan, Kahire’de bulunan kardeşi El Adil’e suçluların bulunarak cezalandırılmasını isteyen bir mektup yazmış ve Renaud dışında bütün hepsi yakalanarak Mekke’ye götürülmüş ve kafaları orada vurulmuştu.

Haçlılarla yapılan barış güvenilir bir durumda değildi. Fakat iki taraf da savaştan kaçınıyordu. Aynı yıl Trablus Kontu III. Raymond’un vasisi (mirasçı) V. Baudouin ile Salahaddin arasında dört yıllık bir barış yapılır. Haçlı cephesinde bu gelişmeler yaşanırken İslam cephesinde ise bölünmüşlük devam etmektedir. Bağdat’taki halife, çevresindeki Emirler’in tavsiyeleriyle Salahaddin’in yalnızca kendi çıkarlarını düşünen sıradan bir insan olduğuna inandırılmıştır. Bunun sonucunda halife, Salahadin’e yazdığı mektupta Cihad’a ne zaman devam edeceğini sorar. Asıl amaç Salahaddin’i biraz daha sınırlandırmaktır. Salahaddin, halifeye verdiği cevapta ise şöyle der; “Müminlerin komutanına, hizmetkarı Sala-haddin İbni Eyyub’tan size vereceğim cevabım şudur; bizim taraftarlarımız arasında muhalefet olmadığı ve sen, Allah’ın ve Peygamber’in sana verdiği yetkiyle Franklarla küçük kazançlar için işbirliği yapan bütün müminleri davamıza zarar verecek hareketlerden kaçınmaları için uyardığın zaman” ve şöyle devam eder; “Eğer bu tür solucanları kontrol altına alabilirsem gelecek yıl Kudüs’ü alırım. Son yıllarda ne yazık ki, yaptığımız çoğu savaşı müminlere karşı, onları birleştirmek için yaptık. Müminlerin komutanına, bu yalancı müminlerden bazılarının hedeflerimizi bu yıl gerçekleştirmemizi engellediklerini bildirmek için bunları yazıyorum. Müminlerin komutanı, kendisine düşeni yerine getirirse Cihad’a çok yakında yeniden başlayacağımıza emin olabilirsin”

Büyük Cihadın Son Savaşı

Sultan Salahaddin, halifeye gönderdiği mektupla kendisinden yana tavır almayan diğer emirleri de denetim altına alabilmiştir. Böylece Haçlıların elindeki bölge, yavaş yavaş üzerlerine kapanan bir mengene gibi her yönden sıkıştırılmaya başlanmıştır. Sultan, 1187 yılında yapılacak savaş için savaş konseyini toplar. Bu toplantıda kadılar ve emirlerin dışında komutanları da hazırdır. Bu komutanlar içerisinde eksik olan iki kişi, sultanın “Benim iki kolumdur” dediği Taküyiddin ve Emir Gökbörü’dür. Onlar da sultanı, Celile Vadisi’nde kurdukları karargahlarında beklemektedirler. Jerusalem Krallığı olarak adlandırdıkları Kudüs’ü savunmak için Haçlılar da hazırlık yapmışlardır. Kudüs ve civarında on iki ile on beş bin kadar şövalyelerinin ve yirmi binden fazla piyade güçlerinin olduğu bilinmektedir. Bu ordunun belini kıracak gücün en az onlar kadar olması gerektiğine kanaat getiren Salahaddin, kendine bağlı emirlerin dışındaki birçok bölgeye de haberci göndererek büyük Cihad’ın son savaşının başlayacağının haberini verir. Salahaddin’in emriyle sadece Mısır ve Şam’dan gelen askerler bile düşmanı yenebilecek sayıya ulaşmıştır. Ancak Musul, Sincar, Erbil, Harran emirleri de bu orduda temsil edilmek istemektedirler. Dicle’nin ötesindeki dağlardaki Kürt beylikleri de savaşçı göndermeyi vaad etmişlerdir. Salahaddin, bu haber ulaştığında çevresindekilere şöyle demiştir; “Onları bize gönderen sadece burunlarındaki zafer kokusu değildir. Ey müminler! Tarihimizin yeniden şekilleneceği o gün, onlar da çocuklarına Salahaddin’le birlikte savaştıklarını söylemek istiyorlar”

Kısa bir süre sonra V. Baudouin ölür ve yerine halefi olan Gui de Lusignan tahta çıkar. Haçlı kumandanlarından olan Renaud ve Chatillon, büyük bir İslam kervanına baskın yapar. Haçlılar tarziye ve tazminat vermeye de yanaşmazlar. Salahaddin, Frankların bu davranışı karşısında Kerak bölgesini istila eder (1187). Mekke’den dönen hac kervanlarını korumak için Mısır kuvvetlerini yanına çağırır. Ayrıca Harim bölgesinde Suriye kuvvetleri toplanmaktadır. Haçlılar tehlikenin önemini anlamışlardır.

Şam’dan hareket eden sultan, iki gün sonra Astara’ya ulaşır ve karargah bu şehirde kurulur. Küçük şehir kısa bir zaman içinde sağında ve solunda aniden kurulan çadırların içinde kaybolmuştur. Daha ilk günden, bu çapta bir ordunun moralini sağlam tutabilmek için düzen belirlenir. Gelen bütün askerlere bu düzene tabi olunması gerektiği bildirilir. Bir askerin moralinin temizlik, düzen ve yiyecekile bağlantısını, geçmiş savaş tecrübesinden öğrenmiş olan Salahaddin, çevrede geniş bir alanı kapsayan bir karargah kurdurtur.

Karargahta yaşam sabah namaz saatinde davullarla başlamaktadır. Orduda yer alan Kıpti ve Yahudiler için ibadet zorunluluğu olmasa da kalk zorunluluğu vardır. İkinci davul sesiyle askeri eğitim başlar. Kılıç kullanma, ok atma ve binicilik talimleri yapılır ve her piyadenin günde en az iki saat koşma zorunluluğu vardır. Halifenin bayrağı karargaha ulaştığında orduda her milletten insana rastlamak mümkündür. Halifenin siyahlı-yeşilli bayrağı, orduya daha da moral katmıştır. Astara’ya ulaşıldığından beri bir haftadan fazla bir zaman geçtiyse de değişik Emirler halen ilerlemeye ve Salahaddin’e katılmaya devam etmektedir.

Sultanın emriyle her Emir ve komutan, askerinin yediği yemekten yiyor ve onların eğitimiyle daha uzun süreli ilgileniyordu. Taküyiddin, Gökbörü ve sultan Salahaddin, Partların eski bir süvari taktiğini –saldırı ve geri çekilme- ordularına uyarlayıp uyarlayamayacaklarını tartışırken Kürt bölüklerinin kırmızı-yeşilli sancaklarıyla yaklaştıkları haberi sultana ulaştırıldığında üç general de mutlulukla gülümsemişlerdi. Ne kadar disiplinsiz olsalar da savaş kabiliyetine güvenilen bu insanlar Şêrko’dan sonra hiçbir Eyyubi ile birlikte savaşmamış ve tekrar yurtlarına dönmüşlerdi. Bu durum Kürtlerin Salahaddin’e güven duyduklarının bir ifadesiydi. Bu savaşçılar Sultanın ordusuna ihtiyacı olan renkleri kazandırmışlardı. Sultan, onları kendi dillerinde coşkuyla karşıladı. Önderleri de Salahaddin’i kendi usullerince iki yanağından öperek selamladı. O gün Salahaddin ağlıyordu… O gün ve gece Kürt savaşçılarının ateş üzerinden atlayarak çiftler halinde kılıç dansı yapmasıyla sona ermişti.

Salahaddin, bir ay süren hazırlıklarla ordusuna savaş esnasında haberleşme yöntemlerini öğretmişti. Her birlikten bir asker, sultanın çadırını gözetlemekle görevliydi. Uzaktan askerlere değişik renklerden bayraklar gösteriliyor, yakındakilere ise davul ritimlerinin ne anlama geldiği ve ne yapmaları gerektiği anlatılıyordu. Bu işaret sistemi böyle büyük bir ordu için savaş içinde ölüm kalım meselesiydi.

Kudüs kralı Gui de Lusignan ve müttefiki Raymond birbirlerine güvenememektedir. Raymond’a düşman olan ve onun Salahaddin ile anlaştığını sanan Haçlılar, kralı Salahaddin’e saldırması için zorlarlar. Bir süre sonra Salahaddin’e, Haçlılar arasında ikilik çıktığı ve anlaşmazlığa düştükleri haberi ulaşır. Bu, Salahaddin’in beklediği bir fırsattır. Bu ikiliğin sebebi Salahaddin’e karşı savaş taktiğinin ne olması gerektiği hakkında ortaya çıkan iki ayrı görüştür. Birincisi, Kudüs’te kalıp Salahaddin’i surların arkasında karşılayarak Avrupa’dan takviye beklemek, diğeri ise hemen harekete geçerek Sultan’ın ordularını Filistin’de yenilgiye uğratmaktır. Birinci görüş kazansaydı savaş gerçekten de çok uzun sürecek ve çok insan ölecekti. Ancak çok hırslı birer şövalye olan Chatillon ve Renaud, Kral Gui’yi açık arazide Salahaddin’i yenebileceklerine inandırarak ikinci planı kabul ettirirler. İşte o anda Salahaddin, Astara’nın altı mil kuzeyinde Şeria Nehri vadisindeki Tel Tasıl’da ordusunu denetleyeceğini bildirir. Tel Tasıl’da büyük bir kuşatma kulesinin üzerine çıkan Salahaddin bir kol hareketi ile muazzam ordusunu harekete geçirir. Davullar ve ziller aynı tempoda vurmaktadır. Önde Abbasi halifesinin bayrağı, ardında da Salahaddin’in sancağı ile kılıçları çekilerek havaya kaldırılmış on bin süvari güneşte parıldayan kılıçlarıyla geçmeye başlar. Ardından develi okçular ve piyadeler gelmektedir. Kürt savaşçılar da disiplinli sıralar halinde geçerken Sultan Salahaddin; “Bir ay sonra Kudüs bizim olacak. Bu orduyu gördükten sonra bundan hiç kuşkum kalmadı” der.

Sultanın keşif kolu Frank birliklerinin Saferiye’de toplandıklarını bildirir. Salahaddin onları oradan hiç oynatmaksızın hareketsiz kılmak için ordusunu ikiye böler. Bir bölümü Taküyiddin ve kendisi, diğer bölümü de Gökbörü yönetecektir. Plana göre, kendisi hızlı bir şekilde Taberiye’yi ele geçirince Haçlı güçleri şehri almak için Hattin ovasını geçerek Akka yoluyla şehirlerini tekrar almak için geleceklerdi. Plan istenildiği gibi gerçekleşir. Salahaddin’in kuvvetleri 1187 yılında Taberiye Gölü kıyılarına gelir ve altı gün içinde Taberiye şehri ele geçirilir. Ordu tekrar birleştiğinde bütün su kaynakları ve ova artık Salahaddin’in denetimindedir.

3 Temmuz 1187 Cuma günü, Franklar su boylarını bırakıp ovaya girerler. Zırhları, yakıcı güneş altında kaldırdıkları tozun içerisinde parıldayarak savaş alanına ancak öğlene doğru ulaşabilmişlerdir. Haçlılar sırtlara yaklaşınca Sultan işaretini verir. Salahaddin savaşı iyi planlamıştır ve emirleri doğrultusunda yürütüldükçe müdahale etmez. İslam tarihinin en önemli zaferlerinden biri olan Hattin savaşı sessiz sedasız kazanılmaktadır. Düşmanın bütün ikmal malzemeleri ele geçirilip Salahaddin’in karargahına getirilmiş, bütün su boyları da tutulmuştur İki gün boyunca susuzluktan ve güneşten bitkin düşmüş olan şövalyeler saldırıya geçer. Sultan da okçularına ve Emir Taküyiddin’e son emirlerini şöyle verir; “Şövalyelerin atlarını vurun. Atsız bir şövalye yaysız okçu gibidir. Emir, sen de onlar yere düşünce süvarilerinle birlikte hepsini biçeceksin” ve şöyle devam eder; “Raymond bizim dostumuzdu. Bugün bize karşı savaşsa da onun ölmesini istemem” Ok yağmurunun başlamasıyla Frank şövalyeleri atsız kalırlar. Kısa süre sonra çalılıklar ateşe verilince ağır zırhları içerisindeki şövalyeler kaçışmaya başlarlar. Kaçtıkları yerlerde Taküyiddin’in hafif süvarileri ve okçuları onları beklemektedir. Teslim olanlara ve din değiştirenlere oldukları yerde su ve yiyecek verilir. Savaş meydanındaki son büyük haç da devrildiğinde Kral Gui, Humphrey, Countenay’lı Jocelyn ve Renaud tutsak edilmiş, Raymond’un da kaçışına müsaade edilmiştir. Sultan, çadırını savaş meydanının ortasına kurarak esir kral ve Renaud’u orada karşılar. Sultan, Renaud’a; “Sen kutsal Mekke’ye saygısızlık ettin ve masum sivilleri öldürdün. Onun için seni affetmeyeceğiz” der. Kral Gui ise Şam’a gönderilir.

Yapılan savaşta Haçlılar büyük bir bozguna uğramış, kral ve ileri gelenlerin büyük bir kısmı da esir düşmüştür. Salahaddin, kralı dostane bir biçimde karşılar. Barışın bozulmasına sebep olan Renaud’u bizzat kendisi öldürür. Templier ve Saint Jean şövalyelerini öldürtür. Hama savaşı Salahaddin’e Suriye’yi, Hattin savaşı ise Filistin ve Kudüs’ü kazandırmıştır. Taberiye, Nasıra, Samiriye, Sayda, Beyrud, Betrun, Akka, Remle, Gazze ve Hebron kaleleri Salahaddin Eyyubi’nin eline geçmiştir. Bundan sonra Kudüs’e karşı harekete geçilir. 1187 yılında Beytüllahm, Asariya ve Zeytin Dağı alınır.

Son Savaş Meclisi

Bu toplantıyla Salahaddin, genel strateji olarak kıyı şeridinin hepsini ele geçirerek Haçlıların Avrupa ile bağlantılarını kesmeyi ve ardından Kudüs’e girmeyi kararlaştırır. Son savaşın ganimetlerinin bir kısmı Cihad harcaması olarak hazinede bırakılırken diğerleri bütün askerlere eşit olarak bölüştürülmüştür. Yeni savaş planına göre, Emir Gökbörü; Taberiye ve Akka arasını temizleyecek, Emir Hüsameddin; Sebasta ve Nablus’u alacak, Emir Bedreddin; güneye yönelip Hayfa, Arsuf, Kayzeriye’yi, Emir Taküyiddin; Tibnin ve Sur’u, Salahaddin ise Beyrut ve Sayda’yı alarak kıyı şeridini tamamen Haçlılar’dan temizleyecektir. Ordu bunun ardından Kudüs önlerinde birleşecektir. Salahaddin konuşmasının sonunda; “Nablus teslim olmayabilir, o zaman acıma diye birşey söz konusu olamaz” der ve şöyle devam eder; “Ancak, teslim olana merhamet edin” Bu sözlerden sonra Salahaddin’in ordusu tekrar ayrılır.

Salahaddin Beyrut’u kuşatır, ancak kale direnmektedir. Lağımcılar kale surlarının altını kazmaya başlayınca Franklar şehirden çıkıp bunlara saldırır. Sultan bunu fırsat bilerek saldırıya geçer ve şövalyeler olanca hızlarıyla geri kaçarlar. Şehirde bir panik havası oluşur ve bu hava Beyrut’un düşmesine sebep olur. Fakat Sur alınamamıştır. Salahaddin kendisine düşen bölümü temizlemiş, Sur’u da abluka altında bırakmıştır.

Salahaddin’in ordusu bütün haşmetiyle Kudüs önlerinde tekrar biraraya gelir. Bu bir gövde gösterisidir. En değerli şövalyelerini kaybetmiş olan Haçlılar bu gösteriden etkileneceklerdir. Şehir çadırlarla çepeçevre kuşatılır ve Sultan çok cömert bir teklifle kaleyi teslim etmelerini Kudüs kralına ve Patrik’e bildirir. Sultan, yaşamını daha önce bağışladığı Baliun adlı bir şövalye ile son teklifini gönderir. “Sizler bu kenti aldığınızda Müslüman ve Yahudileri sanki hayvanmışcasına boğazladınız. Biz de size aynısını yapabiliriz. Bazı Emirlerim bunun böyle olmasını istiyorlar. Ama körü körüne intikam, zehirli bir iksirdir. Bunun için insanlarınızın Kudüs’ten barış içinde gitmelerine izin vereceğim. Bu, şeflerinize son teklifimdir. Eğer ki bu kabul edilmezse bu surları yıkarım. Ve size merhamet göstermem. Seçim sizindir.”

Miladi takvime göre 2 Ekim 1187 Cuma günü, Hicri takvime göre ise Recep ayının 27’sinde şehir teslim olur. Para ödedikleri taktirde bütün Hıristiyanların gitmelerine izin verilecektir. Yoksullar ise Hospitallerin elindeki paradan fidye ödeyerek gideceklerdir. Salahaddin para için onlara kırk gün süre verir. Doksan yıl sonra Kudüs tekrar kazanılmıştır.

Salahaddin, Kudüs’e Bab El Davud kapısından girip direk Mescidi Aksa’ya gider. Namazdan sonra şehri gezerken ağlayan kadınlara acır ve diyetlerini ödemeden de gidebileceklerini bildirir. Çok geçmeden Kutsal Roma İmparatoru Fredrich Barbarosa’nın biraz gecikmiş bir mektubu eline ulaşır. İmparator, bu mektupta Salahaddin’i Kudüs’ü almaması için uyarmaktadır. Sultan ona hitaben; “Savaş istiyorsanız sizi bekliyoruz. Kıyamet gününün şafağına kadar sizi yenmeye devam edeceğiz. Böyle bir şey olursa bu sefer burada savaşmakla kalmayıp denizleri de aşacağız. O toprakları almamız Allah’ı memnun edecektir. Zaten bizimle savaşacak savaşçınız da kalmadı. Buradaki tüm savaşçılarınız şimdi kumun altında gömülü. 1187 Yusuf İbni Eyyub” şeklinde bir mektup yollar.

Bu arada Kubbetüssahra ve Mescidi Aksa yeniden onarılır, hastahaneler ve medreseler yapılır. Bu yoğun imar hareketleri sonucunda Kudüs çok parlak bir duruma kavuşmuştur. Bütün İslam dünyası, şiddetle arzu edilen Kudüs’ün ele geçirilişini sevinç içinde kutlamaktadır. Kudüs’ün alınması sonucunda henüz Hıristiyanların elinde bulunan kalelerin çoğu kendiliğinden veya kuvvet zoruyla teslim olmuştur. Hıristiyanların elinde yalnız Antakya, Trablusşam ve Sur ile bazı küçük şehir ve kasabalar kalmıştır. Sur şehri tekrar kuşatılmışsa da alınamamıştır. Emir Karakuş vasıtasıyla Akka kalesi sağlam olarak yeniden yapılır. Salahaddin, Kevkeb’i almak için teşebbüse geçer ve sonra Şam’a hareket eder. 1188 yılında yeni bir sefer için Suriye ve El Cezire müslüman emirlerini kuvvetleriyle birlikte davet eder. Bu seferde de Lazkiye, Cebele, Şahyun, Sermin ve Burzuy ele geçirilir.

Antakya prensi III. Bohemond ile yedi aylık bir barış yapar ve aynı yıl Kevkeb, Kerak ve Şevbak’ı ele geçirmek için harekete geçer. Sefer çok başarılı geçer ve ele geçirilmesi düşünülen yerlerin tamamı alınır. Kudüs’ün Hıristiyanların elinden çıkmasının, Hıristiyan dünyasında derin bir üzüntü yaratması üzerine Papa VIII. Gregorius bir Haçlı ordusu hazırlar. Fakat onun ölümü üzerine III. Clemens bu işe devam eder. Bütün Avrupa hükümdarları arasındaki düşmanlıklar giderilmiştir. Fransa Kralı Philippe ve İngiltere Kralı Richard anlaşırlar. Filistin için Avrupa’dan büyük kuvvetler hareket eder ve Alman İmparatoru I. Friedrich, Salahaddin’den Kudüs’ü geri vermesini ister. 1189 yılında Akka Haçlılar tarafından kuşatılır ve karada ve denizde şiddetli savaşlar olur. Haçlılar silah ve asker gücü bakımından üstün durumdayken Salahaddin’in askerleri uzun süren savaşlardan dolayı yorgundur. Uzun bir kuşatmanın ardından Akka kalesi düşer ve Richard tutsakları vereceğine söz verdiği halde öldürtür. Bunun üzerine Salahaddin de “Hiçbir şövalye sağ yakalanmayacak” emrini verir. Bu arada İngiltere Kralı Richard üç yıllık bir barış yaparak ülkesine döner. Salahaddin’i üzen, kalenin düşmesi değil, onca çağrısına rağmen halifenin tek bir savaşçı bile göndermemiş olmasıdır. İslam dünyası yine kendi arasında bölünmüştür.

Fakat Haçlılar da kendi aralarında geçinememektedirler. Kral Philippe ve Kral Richard rekabet halindedir. Akka Kalesi’nin düşmesinin ardından gelişen savaş, karada ve denizde aylarca sürer. Salahaddin, halife aracılığıyla diğer İslam ülkelerinden yardım almak için çalışsa da bir sonuç alamamıştır. Richard, Kayzeriye’yi ele geçirince Salahaddin de buna karşılık Remle Kalesi’ni yerle bir eder. Bundan sonra iki taraf barış görüşmelerine girişirler. Esas şart-lar Kudüs’ün Müslümanlar tarafından terki ve büyük haçın tekrar yerine konmasıdır. 1192 yılında barış yapılır. Lidde ve Remle bölünür ve Haçlıların silahsız olarak mukaddes yerleri ziyaret etmelerine izin verilir. Hıristiyanların bütün gayretlerine rağmen Filistin’in büyük bir kısmı Salahaddin’in elinde kalmıştır. Filistin ile Mısır arasındaki bağlantı emniyet altına alınır ve Salahaddin ömrünün son aylarını barış içinde geçirir. Kudüs’ü tahkim ettikten sonra Şam’da dinlenmeye çekilir ve orada ölür. Salahaddin öldüğünde Şam’da üç gün yas tutulur. Şehir, sanki Salahaddin’le birlikte ölmüş gibi matem içindedir. Kudüs’ün fatihi sükunet içerisinde ve hayatındaki en önemli zaferini elde etmiş olarak, ancak yine de İslam’ı bütünleştiremeden ölmüştür.

Salahaddin Eyyubi kendisi gibi bir komutan olan oğlu El Eftal’a şöyle seslenir; “Şimdi şehrine dön ve hepimizin fani olduğumuzu ve insanlar izin verdikleri için hüküm sürdüğümüzü unutma. Açgözlülükten kaçın ve asla gösteriş yapma”

Salahaddin daha ölmeden ülkesini oğulları ve kardeşleri arasında paylaştırmıştır. El Efdal’e Şam (1260), El Aziz’e Mısır (1252), El Zahir’e Halep, kardeşleri El Adil, El Cezir ve Tuğte-kin’e de Yemen (1228) düşmüştür. Ayrıca Humus (1262), Hısn-ı Keyfa (1254), Meyyafarikin (1260), Baalbek (1229), Kerek (1263) gibi emirlikler meydana gelmiştir. Salahaddin 1193 yılında ölünce oğulları arasında anlaşmazlık çıkar ve El Adil bu anlaşmazlıktan yararlanarak Salahad-din’in oğullarını ortadan kaldırarak bütün ülkeye sahip olur.

Eski Med-Pers ve İslam gelenekleri esas alınarak kurulan Eyyubi Devleti, Ortadoğu medeniyeti tarihinde önemli bir bölümü meydana getirir. Eyyubilerin devlet teşkilatı sonradan Memlûklar(Kölemen) tarafından örnek olarak alındığı gibi Osmanlı devlet teşkilatı üzerinde de etkili olmuştur. Haçlı seferleri sırasında Avrupa, Eyyubiler yoluyla Araplarla olduğu kadar diğer Ortadoğu halklarıyla da temasa girer ve bazı unsurları (Arma sistemi, kıyafet) benimserler.